İntikam ve Aşk giriş

 Bir gecekondu mahallesinin karanlık köşesinde başladı her şey. Çürük sokak lambalarının altında, eski bir motosikletin egzozundan çıkan duman kadar keskin ve bulanık bir karşılaşmaydı bu. O gece, şehir sessizdi ama sokaklar hiç durmaz. Ve işte tam o durmayan sokaklardan birinde, Bulut’un çatık kaşları, Masha Pogyavo’nun korkulu bakışlarıyla buluştu.


Bulut, yıllardır içinde biriken öfke ile hayatını şekillendirmişti. Babasını, birinin elinden kaybetmişti ama katilinin kim olduğunu öğrenememişti. Babasının ölümünden sorumlu olan kişinin kim olduğu hala bilinmiyordu. Karanlık geçmişinin gölgesinde, her fırsatta intikam arayarak yaşamını sürdürüyordu.


Masha, Pogyavo ailesinin altın çocuğuydu. Şehrin en güçlü ailesinin kızıydı ve tüm dünyası ondan beklenen şekilde yaşamak üzerine kuruluydu. Ama o gece, her şey değişti. Babasının baskılarından kaçmıştı, ama bu sokaklarda, yalnız ve savunmasızdı.


Yüksek topuklu ayakkabıları, bu karanlık mahallede yürümek için pek uygun değildi. Bir köşe başında tökezleyip yere düştü, ayağını zorlayarak acı içinde kıvranıyordu. Zaten kaçmaya çalışırken, duygusal olarak da tükenmişti. Başını kaldırıp, Bulut’u gördü. Onun sert bakışlarına bir an gözlerini dikip sonra başını eğdi.


Bulut bir adım geri çekildi. Bir yabancı, altın kafeste büyümüş bir kız... Ne işim vardı onunla? Ama bir şey onu orada tutuyordu. Masha’nın acı çeken bakışları, bir insanlık çığlığı gibiydi. İçindeki sertliğe rağmen, kayıtsız kalamıyordu.


“Ne yapıyorsun burada, prenses?” dedi, sesinde alay vardı. Ama gözlerinde bir şüphe, bir kararsızlık vardı.


Masha, ayağındaki acıyı hissetmektense, başını kaldırıp Bulut’a baktı. “Yürüyemiyorum... ve gitmem gereken bir yer yok.” Sesindeki korku ve çaresizlik, Bulut’a bir şeyler hissettirdi. Ama o hisler karmaşıktı; yardım etme isteği ile öfkesinin karışımıydı.


“Beni buraya bırakıp gitmeni istemem,” diye düşündü Bulut. “Ama onun yardımına ihtiyacı var. Sadece ona yardım etmek zorunda değilim, ama o benim insanlığımı test ediyor.”


Bulut, derin bir nefes alarak, Masha’ya biraz sertçe yaklaştı. “Kalk,” dedi, ama sesindeki yumuşaklık, onun acısını anlamaya başladığını gösteriyordu. “Ayağını zorlamamalısın. Senin gibi biri, bu sokaklarda yürüyecek kadar güçlü olamaz.”


Masha zorlanarak ayağa kalktı, ama ne kadar uğraşsa da düzgün yürüyemedi. Bulut, ona yardım etmek zorunda olduğunu fark etti. Bir süre sessizce düşündü ve sonra, “Bir yerim var. Geceyi orada geçirebilirsin,” dedi, kendi isteği dışında bir şefkatle.


Masha ona şaşkın bir şekilde bakarak, “Gerçekten mi? Ama ben... Nereye gideceğimi bilmiyorum. Benim bir evim yok, kaçtım...”


Bulut, gözlerini yere indirdi. “Bunu sana borçlu olduğum bir şey değil,” dedi soğukça ama içindeki kararsızlık belli oluyordu. “Ama şu an sana ihtiyacın var.”


Ve o an, birbirlerine doğru attıkları her adım, sadece bir yer arayışının ötesine geçti. Masha’nın kaçtığı hayat, Bulut’un karanlık geçmişiyle buluşuyordu. Ama o an, ikisi de birbirlerine ne kadar yabancı olurlarsa olsunlar, birbirlerinin hayatlarına dokunmak zorundaydılar.


Yorumlar